Ön Söz
Bu hikayeyi sadece eğlenmek için yazıyorum. Herhangi bir edebi değer veya maddi değer taşımamaktadır.
1.KISIM
Nerede olduğumu bilmiyordum. Nasıl geldiğimi de, tek bildiğim burada olmamdı. Burada olan tek kişi ben değildim. Burada yaklaşık elli altmış kişiydik ve etrafa bakıp nerede olduğumuzu anlamaya çalışıyorduk. O anda göz alıcı bir parlaklıkta olan olağanüstü bir şey yere indi ve bize şöyle dedi:
"Siz araftasınız. Burada bir sınava tabii tutulacaksınız ve kazananlarınız, cennette kendine çok güzel bir yer bulacak. Lakin kaybedenler, cehennemin dibinde yanmaya gönderilecektir!" dedi ve yine aynı parlaklıkla yok oldu. Hemen hemen bir dakika sonra yerin derinliklerinden çok kötü bir ses geldi, bize şöyle diyordu:
"Ben size bu sınav boyunca rehberlik edeceğim. Bana güvenin ve ne diyorsam yapın! Sizden ilk isteğim, bana karşı gelmemeniz ve benim her şeyden üstün olduğumu kabul etmenizdir. Her kim benim, alevler içinden, bütün herkesi yönetebileceğime inanır ve bunu açıklarsa sınavı geçer!" demesiyle önümdeki genç adam:
"Sen; alevler içinden her şeyi, her kişiyi yönetebilen üstün bir varlıksın! Senden başka ilah yoktur!" diye bağırdı ve aradan bir saniye bile geçmeden yer sallandı, yarıldı ve genç aşağı düştü. Aşağıdan alevlerin sıcaklığı yüzümüze kadar geliyordu. Herkes bağrışıp kaçışmaya başladı. Fakat yaşlı bir kadın da gencin dediklerini tekrarladı ve yerdeki yarık açıldı, açıldı ve kadının ayaklarına kadar gelip kadını da yuttu. Ardından kimse bir şey demeyince yerdeki yarık aynı hızla kapandı. O kötü ses bu kez gülmeye başladı ama bu çok kötü bir gülüştü ve bize şöyle diyordu:
"Size şunu söylemeyi unuttum; ben şeytanım ve şeytana güven olmaz! Az önce aşağıya düşen kişiler şu anda yanıyor. Acaba sizde onlar gibi mi olacaksınız? Sınavın sonunu çok merak ediyorum." dedi ve sustu büyük bir sessizlik vardı. Fazla zaman geçmeden arkamdan bir kadın çığlığı duydum ve arkamı döndüm, kadın yukarıdaki bir şeyi gösteriyordu. O, şeytan, aklıma geldikçe ürperiyorum. Tanımsız bir şeydi, bir yaratıktı. Benimle göz göze geldi ve birden yok oldu. Çığlık atmaya devam eden kadın birden sustu. Hareketleri ağırlaşmıştı fakat hiçbir şey o gözler kadar tuhaf değildi, kırmızıydı, etrafı örümcek ağı gibi siyah damarlar ile doluydu ve bana bakıyordu, konuştuğunda az önce duyduğumuz şeytanın sesini duydum:
"Sınavı geçebilecek misin?" dedi şeytan ve arkadaki büyük kalabalığa seslendi:
"Size bir önerim var! Benimle gelecek olan kişiler yeniden dünyaya dönecek hayatına kaldığı yerden devam edecek. Kimler geliyor benimle?"
"Niye sana güvenelim, az önce olanları gördük!" dedi bir adam ve şeytan da ona şöyle cevap verdi:
"Madem bana inanmıyorsunuz, doğruluğunu size ispatlamalıyım." Şeytan bunları söyledikten sonra arkasında bir kapı belirdi, adeta yok var oldu ve açıldı, içindeki yer gerçekten de dünyaydı ve orayı görüyorduk, şeytan bunla da yetinmeyip kapının içinden girdi ve dünyaya indi bize kapının ardından:
"Görüyorsunuz ya hiçbir tehlike yok sadece dünya, hadi benimle gelin ve eski hayatınıza dönün." O anda bir hareketlilik başladı arafta. İnsanlar birbiriyle konuşuyor ve gidip gitmeme konusunda düşünüyorlardı, aradan fazla zaman geçmeden bir grup kişi, beş veya altı kişi, kapıya yöneldi ve tek tek içeri girdi ancak içeriye giren herkes yok oldu tek tek ve en son kişi de içeri girince birden kapının arkasındaki dünya değişti, değişti ve cehenneme döndü, orayı görmek bile insanın tüylerini diken diken yapmaya yetiyordu, her yerde ateşler ve acı dolu çığlıklar vardı. Kapı kapandı ve kapının olduğu yerde hiçbir şey kalmadı. Sayımız azalmıştı ve sınavımız devam ediyordu.
"Size şunu söylemeyi unuttum; ben şeytanım ve şeytana güven olmaz! Az önce aşağıya düşen kişiler şu anda yanıyor. Acaba sizde onlar gibi mi olacaksınız? Sınavın sonunu çok merak ediyorum." dedi ve sustu büyük bir sessizlik vardı. Fazla zaman geçmeden arkamdan bir kadın çığlığı duydum ve arkamı döndüm, kadın yukarıdaki bir şeyi gösteriyordu. O, şeytan, aklıma geldikçe ürperiyorum. Tanımsız bir şeydi, bir yaratıktı. Benimle göz göze geldi ve birden yok oldu. Çığlık atmaya devam eden kadın birden sustu. Hareketleri ağırlaşmıştı fakat hiçbir şey o gözler kadar tuhaf değildi, kırmızıydı, etrafı örümcek ağı gibi siyah damarlar ile doluydu ve bana bakıyordu, konuştuğunda az önce duyduğumuz şeytanın sesini duydum:
"Sınavı geçebilecek misin?" dedi şeytan ve arkadaki büyük kalabalığa seslendi:
"Size bir önerim var! Benimle gelecek olan kişiler yeniden dünyaya dönecek hayatına kaldığı yerden devam edecek. Kimler geliyor benimle?"
"Niye sana güvenelim, az önce olanları gördük!" dedi bir adam ve şeytan da ona şöyle cevap verdi:
"Madem bana inanmıyorsunuz, doğruluğunu size ispatlamalıyım." Şeytan bunları söyledikten sonra arkasında bir kapı belirdi, adeta yok var oldu ve açıldı, içindeki yer gerçekten de dünyaydı ve orayı görüyorduk, şeytan bunla da yetinmeyip kapının içinden girdi ve dünyaya indi bize kapının ardından:
"Görüyorsunuz ya hiçbir tehlike yok sadece dünya, hadi benimle gelin ve eski hayatınıza dönün." O anda bir hareketlilik başladı arafta. İnsanlar birbiriyle konuşuyor ve gidip gitmeme konusunda düşünüyorlardı, aradan fazla zaman geçmeden bir grup kişi, beş veya altı kişi, kapıya yöneldi ve tek tek içeri girdi ancak içeriye giren herkes yok oldu tek tek ve en son kişi de içeri girince birden kapının arkasındaki dünya değişti, değişti ve cehenneme döndü, orayı görmek bile insanın tüylerini diken diken yapmaya yetiyordu, her yerde ateşler ve acı dolu çığlıklar vardı. Kapı kapandı ve kapının olduğu yerde hiçbir şey kalmadı. Sayımız azalmıştı ve sınavımız devam ediyordu.
2.KISIM
Şeytanın sahtekarlığı
"Lanet olası şeytan, bizden ne istiyorsun, niye bize zarar veriyorsun!" dedim şeytana şeytan üzülmüş gibi yaparak:
"Aaa, üzgünüm ama şuna bir kez olsun şuna bakmanı istiyorum" elime bir ayna tutuşturarak kayboldu. Bakmak istemesem de merakıma yenik düştüm ve aynaya baktım. Karşımda gördüğüm şey beni çok korkuttu çünkü aynada sevgilim bana bakıyordu:
"Kurtar beni! Kurtar beni!" diye bağırdı. Ne yapacağımı bilmiyordum:
" Şeytan! Ona ne yaptın! Nerede o! Söyle nerede!" diyerek bağırıyordum. Derinlerden gelen bir ses:
"O burada, gel ve onu al! Tabii cesaretin varsa ve onu gerçekten seviyorsan!" dedi ve yer sallandı, önümde yere doğru bir merdiven oluştu, doğrudan yer altına gidiyordu ve ucu görünmüyordu. Bunun, şeytanın bir oyunu olduğu belliydi.Gitmek istemiyordum fakat merdiven alt basamaklarında birini gördüm; o, az önce aynadan bana bakan kişiydi, sevgilimdi, bana bakıyordu:
"Haydi! Gel, beni kurtar ve buradan gidelim. Beni seviyorsun, biliyorum. Haydi! Yapman gereken tek şey merdiveni inmek." büyülenmişcesine ona doğru gittim. Merdivenin ilk basamağına geldim. Sonra ikinci, üçüncü, indim,indim... Tek sorun sevdiğim kız, bana yaklaşmıyor, aksine daha da uzaklaşıyordu. Bir süre sonra koşmaya başladım. Yavaş yavaş bana yaklaşmaya başladı. Daha hızlı koştum, en sonunda yanına geldiğimde, ardında siyah bir buhar bırakarak yok oldu. Orada saf gibi kalmıştım. Geriye dönmek için arkamı döndüm ama merdivenlerin başı yok olmuştu. Tek seçeneğim merdivenlerden ilerlemekti ve aşağıya doğru gittim. Merdivenin sonuna geldiğimde, karşımda sadece bir duvar vardı. Arkamdan bir ses:
"Sınavı kaybettin! Artık benimle birlikte cehennemdesin! Bu arada az önce gördüğün kız da bendim, senin zeki olduğunu düşünmüştüm, demek ki yanılmışım."
"Yani o ölmedi mi?"
"Hayır, ölmedi ama sen yine de benimle geliyorsun!" üstüme sıçradı, omzumu yakaladı ve bir anda kendimi taşlı bir yolda buldum. Yolun yanlarında alevler vardı ve çok sıcaktı, insanı yakacak kadar... Şeytan sınavı kaybettiğimi söylemişti ama içimde bir ses hâlâ bu sınavın devam ettiğini söylüyordu.
3.KISIM
Sekiz Parmakla Gelen Siyahlar
Tek başıma kaldığım bu taşlı yolda ilerlemek zorunda kaldım. Yolun yanlarındaki alevler insanın derisini kızartıyor, yakıyordu. Yürüdüm, yürüdüm,yürüdüm... Yolu sonuna geldiğimde önüm sadece bir uçurumdu, ucu görünmeyen bir uçurum. Geri dönmekten başka bir çarem kalmadı. Geri dönüp giderken arkamdan sesler gelmeye başladı. Çok değişik bir ses, bir hırıltı. Yeniden uçurumun olduğu yere gittiğimde karşımda üç metreye yakın, çok iri ve iğrenç görünüşlü biri duruyordu. Benimle konuştuğunda dilinin bir yılan olduğunu fark ettim.
"Sana bir teklifim olacak. Bakalım ne yapacaksın." elini kaldırdığında sekiz parmağı olduğunu gördüm. Bu sekiz parmaklı eliyle havada ilginç hareketler yaptı ve yanıma iki tane siyah renkli buharlar inip şekillenmeye ve renklenmeye başladı. Artık sol yanımda her hafta üç kez gittiğim kumar masası, arkadaşlarım ve bağımlısı olduğum viski şişeleri duruyordu. Sağ yanımda ise kumar yüzünden bırakmak zorunda kaldığım fakülteden arkadaşlarım o temiz ve masum yüzleriyle duruyordu.
"Seçimini yap ama acele et birazdan gidecekler." dedi korkunç yaratık. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Bir yanımda asla vazgeçemeyeceğim zevklerim bir yanımda ise çoktan bırakıp gittiğim kişiler... Sol yanımdan sakallı bir adam kalktı, bana yaklaştı ve kulağıma fısıldadı.
"Bir kadeh al hadi, ziyanı yok. Hadi! Kadehini al ve bizimle pokere katıl." bu sözleri geri çeviremezdim. Ayaklarım poker masasına doğru ilerledi. O anda sağ yanımda olan gençlerden biri bana bir soru sordu.
"İzafiyet teorisini kim ortaya attı biliyor musun?" bu sözle birden kendime geldim, bir kere bu ucuz oyuna kanmıştım bir daha inanamazdım. hemen sakallı adamdan uzaklaşıp gençlerin yanına gidip aralarına karıştım. Ne de özlemişim o bilim ve matematik muhabbetlerini...
O yaratık,zebani olduğunu sonradan anladım, bana bakıyordu. Bir süre sonra yine o sekiz parmaklı eliyle ilginç hareketler yaptı ve bilim grubu ile kumar grubu arkalarında siyah bir buhar bırakarak havaya doğru yol aldılar. Zebani yanına gelmemi işaret etti. Gittim. Bana ne olduğunu anlamadığım bir parça verdi.
"Bunu al. Çok işine yarayacak. Sınavının devam ettiğini anlamış olmalısın, öyle değil mi? Bu sadece başlangıçtı ama yine de tebrikler! Bu sınavı bile geçemeyen kişiler buraya geldi ve bu uçurumdan aşağıya yuvarlanıp yandılar."
"Peki ben ne olacağım. Bu uçurumu nasıl geçeceğim?"
"Çok kolay. İzle!" yine o ilginç hareketlerini yapmaya başladı ve uçurumun üstünde uzun bir asma köprü oluştu.
"Buradan geçip sınavına devam edeceksin. Acaba sınavı geçebilecek misin?"dedi ve ardından asma köprünün yanındaki yerden aşağıya atladı ve gözden kayboldu.
İlk sınavı geçme mutluluğu ile köprüye ilk adımımı attım. Pek sağlam görünmüyordu ama yürümeye devam ettim. Sınavın sonraki bölümlerini çok merak ediyordum doğrusu...
4.KISIM
Nereden Geldik Buraya
Köprüde yürürken her taraf karardı ve cehennemin her köşesi siyah bir buhar olarak yok oldu. Sadece ben vardım ve etrafımda hiçbir şey yoktu. Artık köprüde bile değildim.Boşlukta duruyordum.
"Aaah! Hadi yaşlı adam yemek vakti!" dedi bir ses. Bir anda etraf aydınlandı ve gerçeğe döndüm. Etrafa bakındım ama karşımdaki somurtkan adam haricinde kimse yoktu.
"Beni duymuyor musun! Kahvaltı vakti!" oturduğum sandalyeden çekerek kaldırdı ve elime bir baston verdi.
"Hadi! Bütün gün seni bekleyemem, yemekhaneye git!" arkamdan ittirdi. Daha hâlâ nerede olduğumu inceliyordum. Duvarlar bakımsızdı, sıvaları dökülmüştü. Küçük odada sadece bir yatak, bir masa, bir komodin ve az önce oturduğum eskimiş koltuk vardı. Adam beni ittirerek bu odadan çıkardı.
"Tamam, hadi yemekhaneye!" dedi ve koridor boyunca ilerleyip gözden kayboldu. Ben de elimdeki bastona yaslanarak aksi istikamette yürüdüm, karşıma çıkan ikili kapıyı iterek içeri girdim. İçerisi çok kalabalıktı. Herkes yaşlıydı ve hayata küsmüş oldukları her hallerinden belliydi. Yanıma seksen yaşlarında bir adam geldi ve koluma girerek beni masaya oturttu. Karşıma da o oturdu. Ben hâlâ neler olduğunu anlayamamışken yaşlı adam konuştu.
"Nerelerdeydin, kahvaltı bitmek üzere!"
"B-Ben neredeyim?"
"Hadi ama! Yoksa sen de mi hafızanı kaybediyorsun?"
"Hayır, hayır ben ciddiyim. Neredeyiz burası neresi?" adam bana şüpheyle bakıyordu artık.
"Burası huzurevi ahbap ve bizde buranın yaşlıları..." bu söz beni çok etkilemişti, ölmemiştim yani her şey rüyaydı ancak cehennemde gördüğüm her şey gençlik yıllarıma aitti.
"Pekii. Bir şey soracağım. Ben hiç öldüm mü?"
"Hah! Ölmek mi, sen gerçekten sıyırmışsın!" artık her şey açıklığa kavuşmuştu ama gördüklerim sanki gerçek gibiydi. Sanki oradaydım, oranın o sıcaklığını hissetmiştim.
"Ben bugün bir rüya gördüm. Rüyamda cehennemdeydim, şeytanı gör..." sözümü tamamlayamadım çünkü az önce benimle konuşan adam şimdi bana bakıp sırıtıyordu. Ama sırıtan o değil, şeytandı. Yeniden uyandığımda cehennemde olacağımı tahmin bile edemezdim...
"Aaah! Hadi yaşlı adam yemek vakti!" dedi bir ses. Bir anda etraf aydınlandı ve gerçeğe döndüm. Etrafa bakındım ama karşımdaki somurtkan adam haricinde kimse yoktu.
"Beni duymuyor musun! Kahvaltı vakti!" oturduğum sandalyeden çekerek kaldırdı ve elime bir baston verdi.
"Hadi! Bütün gün seni bekleyemem, yemekhaneye git!" arkamdan ittirdi. Daha hâlâ nerede olduğumu inceliyordum. Duvarlar bakımsızdı, sıvaları dökülmüştü. Küçük odada sadece bir yatak, bir masa, bir komodin ve az önce oturduğum eskimiş koltuk vardı. Adam beni ittirerek bu odadan çıkardı.
"Tamam, hadi yemekhaneye!" dedi ve koridor boyunca ilerleyip gözden kayboldu. Ben de elimdeki bastona yaslanarak aksi istikamette yürüdüm, karşıma çıkan ikili kapıyı iterek içeri girdim. İçerisi çok kalabalıktı. Herkes yaşlıydı ve hayata küsmüş oldukları her hallerinden belliydi. Yanıma seksen yaşlarında bir adam geldi ve koluma girerek beni masaya oturttu. Karşıma da o oturdu. Ben hâlâ neler olduğunu anlayamamışken yaşlı adam konuştu.
"Nerelerdeydin, kahvaltı bitmek üzere!"
"B-Ben neredeyim?"
"Hadi ama! Yoksa sen de mi hafızanı kaybediyorsun?"
"Hayır, hayır ben ciddiyim. Neredeyiz burası neresi?" adam bana şüpheyle bakıyordu artık.
"Burası huzurevi ahbap ve bizde buranın yaşlıları..." bu söz beni çok etkilemişti, ölmemiştim yani her şey rüyaydı ancak cehennemde gördüğüm her şey gençlik yıllarıma aitti.
"Pekii. Bir şey soracağım. Ben hiç öldüm mü?"
"Hah! Ölmek mi, sen gerçekten sıyırmışsın!" artık her şey açıklığa kavuşmuştu ama gördüklerim sanki gerçek gibiydi. Sanki oradaydım, oranın o sıcaklığını hissetmiştim.
"Ben bugün bir rüya gördüm. Rüyamda cehennemdeydim, şeytanı gör..." sözümü tamamlayamadım çünkü az önce benimle konuşan adam şimdi bana bakıp sırıtıyordu. Ama sırıtan o değil, şeytandı. Yeniden uyandığımda cehennemde olacağımı tahmin bile edemezdim...
5.KISIM
Köprüde Şeytan İle
Köprüye adımımı atar atmaz köprünün üstünde yine o siyah bulutlardan gördüm. Bu bulutlar birleşti ve karşımda şeytanı gördüm."Huzurevi gerçekten çok pis kokuyor."
"Neden beni rahat bırakmıyorsun!"
"Hadi ama... Ben senin iyiliğini istiyorum. Sana bir teklifim var!"
"Senin tekliflerini kabul etmiyorum."
"Bence bir kere dinlemelisin." dedi ve konuşmama izin vermeden iki elinin arasında bir şey belirdi. Elinde tuttuğu şey bir bardak şaraptı."
"Bunu içmeyeceğim."
"İç. Bunu içersen para, ün ve güç sahibi olacaksın ve içersen seninle beraber dünyaya gideceğiz."
"Asla! Senin hiçbir teklifini kabul etmiyorum."
"Sana tekbir şey daha göstereceğim." dedi ve köprünün altı sarsılmaya başladı. Aşağıya baktığımda kendimi gördüm. Bir hastanedeydim ve yatıyordum. Ağzımda bir solunum cihazı vardı. Göğsümden de hortumlar çıkıyordu. Alnımda uzun ve ince bir yara vardı. Bir gözüm ise bandajlıydı. Halim içler acısıydı.
"Kabul! Tamam, teklifini kabul ediyorum. Dünyaya geri döneceğim. Sana hizmet edeceğim!" Dedim ama keşke demeseydim.
Şeytan yanıma yaklaştı. Artık elinde parşömene yazılmış bir yazı vardı. Baktığımda en üstte başlık olarak: "Sonun Başlangıcı" yazıyordu.
"Bu nedir? Neden bunu taşıyorsun?"
"Bunu imzalaman gerek. Tabii ki geri dünyaya dönmek istiyorsan. Başlık ne kadar tuhaf ve ürkünç olsa da az önce gördüğüm ben -yaralı halim- bu anlaşmayı imzalamama sebep oldu -buna imzalama denilebilirse-. Parşömenin üstüne elimi değer değmez elimde korkunç bir acı oluştu. Elimi çekmemle birlikte parşömenin üstüne bir damla kan damladı. Şeytan sırıtarak bu anlaşmayı yok etti.
"Ne oldu, neden imza atmadım?" dedim.
"O kadarı da bana yeter. Neyse artık dönme zamanı." dedi ve elimdeki şarabı gösterdi.
"İç, dönmek için bunu içmen lazım." içtim sonra da geri dönüş...
6.KISIM
Yeniden Hayat
Ortamın ışığı göz alacak kadar parlaktı. Her yerde tıbbi malzemeler vardı.
"Uyandı! Geri döndü! Koşun yardım edin!" dedi tanıdık bir ses. Anında doktorlar başıma dikildi ve beni bir dizi muayeneden geçirdiler ve tamamen iyileştiğimi söylediler. Bu inanılacak gibi değilmiş. Böyle bir şey hiç görülmemiş.
İki gün boyunca hastane odasında yattım ve sonunda taburcu oldum.Benimle beraber bir kadın daha vardı. Bu kadın arafta, aynada, gördüğüm kadındı.
"Her şey geçti, hayattasın sakın korkma"
"Ne oldu bana?"
"Bir trafik kazası geçirdik. Sen tam bir aydır yoğun bakımdasın. Dün ölmüştün, herkes artık fişini çekip organlarını bağışlamayı düşünüyordu ama benim bir umudum vardı ve yüce yaradan seni bana bağışladı."
"Aaaah! Sustur omu! Konuşmamalı! Ben varken olmaz!"
"Neyse artık kurtulduğuma göre eve gidebiliriz."
Hava çok karanlıktı, eve kadar arabayı o kullandı ama benim içimde bir kurt vardı. Az önce şeytan benimle konuşmuştu. Ama bu olamazdı hepsi bir hayaldi. Başım dönüyordu. Görüş alanım çok değişmişti. Etrafı kavisli ve dalgalı bir halde görüyordum. Her yer kırmızıydı. Bana bir şeyler oluyordu.
"Radyo dinlemek ister misin?" dedi. Sadece başımı salladım. Başım korkunç derecede ağrıyordu. O anda radyo istasyonlarından birinde ilahi vardı. Birden tekrar normal görmeye ve sakinleşmeye başladım. Başım ağrımıyordu.
"Olmaz! Kapa onu! Ben varım! Olmaz!"
Çok değişik duygular içindeydim. Şarkı değişti ve tekrar etraf kırmızılaşmaya başladı. Şeytan yeniden gelmişti. Yolu böyle bir şekilde tamamladım.
Eve beraber girdik. O kadın ışığı yaktığı an bir rahatlama geldi. Şeytan tekrar gitmişti.
"Işık olmaz! Kapa onu! Ben ışığı sevmem!" anlaşılan şeytanın iki tane zayıf yanı vardı: Birincisi insanların Allah'a inanması, ikincisi de ışık...
7.KISIM
İlk Kurban
Bugün şeytan ilk kurbanını aldı. Yaşlı bir kadın.
Sabah uyandım. İlk yaptığım şey gidip perdeleri kapatıp ışığın içeri dolmasını önlemek oldu. Bunu şeytan istemedi, kendim yaptım. Sabah kahvaltısını tam olarak hatırlamadığım karımla birlikte geçirdim.Hiç konuşmadık. Yemekten sonra gittim ve yattım.
"Hadi! Gece oldu! Bu bizim anımız!"
Uyandığımda hava kararmıştı. Ne olduğunu bilmiyorum ama istemsiz olarak dışarı çıktım. Yollarda bir çita gibi koşuyordum. Koştum, koştum ve bir anda derimde bir sıcaklık ve yanma oluştu. Yere yığıldım. Hemen o ışığın altından kaçtım. Yatıyordum ve nefes nefeseydim. Şeytan yeniden kontrolü eline alıyordu.
Benim bu halimi gören yaşlı bir kadın yanıma geldi ve bana nasıl olduğumu sordu.
O anda sağım omzumdan ve sol omzumdan iki tane yılan çıktı. Bu yılanlar diğer yılanlar gibi değildi ama, korkunçtu, siyah-kırmızı bir renkleri vardı, gözleri bembeyazı. Bir anda bu iki yılan kadının üstüne atıldı. Solumdaki boynuna dolandı. Sağımdaki ise hıza atılıp kalbini yerinden söktü. Yedi. Kadının kalbini yedi.
"Ah! İşte bu! İnsanların kalbi! Benim yiyeceğim!"